21 Mart 2010 Pazar

Resullerin Münafıklarla Mücadelesi


Önceki sayfalarda sürekli olarak Resul ve müminler ile inkar edenler arasında geçen mücadeleyi konu edindik. Ayetlerde haber verildiği üzere, inkarcıların ortak özelliği, Resule karşı olduklarını, onun getirdiği dini inkar ettiklerini açık açık söylemeleri ve onlara karşı da açık bir mücadeleye girmeleridir.

Oysa Resul ve müminlere karşı eyleme girişen inkarcılar, yalnızca söz konusu "açık inkarcı"larla sınırlı değildir. Bir de müminlerden yana gözüken, Resule itaat ettiğini iddia eden "gizli inkarcılar" vardır ki, Resul ve müminler bunlara karşı da mücadele ederler. Kuran'da, "münafık" olarak bilinen bu iki yüzlü kişiler şöyle tarif edilir:
"İnsanlardan öyleleri vardır ki: 'Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik' derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır." (Bakara Suresi, 8-10)
Münafıkların inanmadıkları halde inanmış gibi gözükmelerinin nedeni, kendilerini müminmiş gibi göstererek müminlerden birtakım çıkarlar elde edeceklerini ummalarıdır. Müminlerin maddi imkanları, güç ve ihtişamları bu kişileri etkiler ve bunlardan yararlanabilmek için kendilerini mümin gibi göstermeye karar verirler.

Oysa ayette de bildirildiği gibi, münafıklar yalnızca kendilerini aldatırlar, çünkü "mümin taklidi yapmak" aslında mümkün değildir. Yapabildikleri dinin yalnızca bazı şekli özelliklerini taklit etmekten başka bir şey değildir. Oysa müminlerin "taklit edilemez" özellikleri vardır. Bundan haberdar olan müminler ve özellikle de Resul münafıkların iki yüzlülüğünü hemen fark ederler. Allah, Resule münafıkları tanımak için özel bir anlayış verdiğini ayetlerinde şöyle haber vermiştir:
"Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir" (Muhammed Suresi, 29-30)
Resuller münafıkların durumunu hemen açıklamayabilirler. Ne var ki bu kişilerin iki yüzlülüğü kısa süre içinde örneğin din için fedakarlık yapmaları gerektiği zaman ortaya çıkacaktır. Çünkü münafıklar şahsi menfaatlerini tatmin etmek umuduyla müminlere ve dine yaklaşmışlardır. Ancak herhangi bir menfaatlerinin olamayacağını, hatta tam tersine Allah yolunda fedakarlıkta bulunmaları gerektiğini anladıklarında birden gerçek yüzlerini ortaya koyarlar.

İşte münafığın en önemli özelliği bu noktada ortaya çıkar: Münafık "mümin taklidi" yapmaktan vazgeçtiği bu anda, tek başına müminlerden ayrılıp köşesine çekilmez. Tam aksine müminleri aynı kendisi gibi Allah yolundan döndürmeye çalışır. Onların şevklerini kıracak, onları şüpheye ve umutsuzluğa düşürecek, Resule olan sadakatlerini zayıflatacak telkinlerle ortaya çıkar. Çünkü, müminlerden ayrılırken, "onlar doğru yoldaydı, ben ise iki yüzlü bir sahtekardım; çıkarlarım zedelenince ayrılıp-gittim" demeyi kendine yediremez.

Kuran'da haber verilen münafıkların, "...Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmemiş..." (Azhab Suresi, 12), ya da "...bunları (Müslümanları) dinleri aldattı..." (Enfal Suresi, 49) gibi ifadeleri, söz konusu tavırlarını tarif etmektedir. Müminlerin fark etmediği gerçekleri kendilerinin fark ettiği yanılgısı ise, Hz. Musa'nın kavmini saptırıp buzağıya taptıran Samiri'nin söylediği, "...Ben onların görmediklerini gördüm..." (Taha Suresi, 96) sözünde en açık biçimde gözükmektedir.

Münafığın yaptığı bu bozgunculuk hareketinin adı, Kuran'da "fitne" olarak tanımlanmaktadır. Ve fitne Kuran'daki, "...Fitne, katilden beterdir..." (Bakara Suresi, 217) hükmüne göre, en büyük suçtur. Resul elbette fitneye karşı gereken önlemleri alır.

Az önce sözünü ettiğimiz Samiri, münafık karakterinin çok belirgin bir örneğidir. Hz. Musa'nın ona karşı tavrı da Resullerin kararlılığını gösterir. Kuran'da, Samiri'nin fitnesi ve Hz. Musa'nın tavrı ayrıntılı olarak anlatılır. Buna göre, Hz. Musa'nın Allah'tan vahiy almak için tek başına Tur Dağı'na çıktığı bir sırada Samiri kavmi içinde fitne çıkarmıştır. Bu olay ayetlerde şöyle haber verilmiştir:
"(Allah dedi ki) Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?" Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim." Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı." Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı." Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin ve ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti. Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."... (Taha Suresi, 83-91)

(Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?" Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi." (Musa) Dedi ki: "Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." "Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 95-98)
Görüldüğü gibi Resullerin münafıklara karşı tavırları son derece kararlıdır. Nitekim Allah Peygamberimiz (sav)'e şöyle emreder:
"Ey Peygamber, kafirlere ve münafıklara karşı cehd et ve onlara karşı 'sert ve caydırıcı' davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir o." (Tahrim Suresi, 9)
Burada unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Hz. Musa'nın kavmi zaten son derece anlayışsız ve itaatsiz bir kavimdir. Ancak gerçek müminler münafıkların fitnesinden etkilenmez ve Resule olan sadakatlerini daha da artırarak sürdürürler. Bu durumda münafıklar toplu olarak müminlerden ayrılırlar. Ancak içlerindeki "intikam" isteği nedeniyle dağılmazlar, Resul ve beraberindeki müminlere düşmanlığı sürdürmek için çaba harcarlar. Ve ilginçtir, bu durumda bile iki yüzlü olduklarını kabul etmez, kendilerini gerçek birer mümin gibi tanıtırlar. Bunun en açık örneğine Peygamberimiz (sav) döneminde şahit olabiliriz. Hz. Muhammed (sav)'e karşı fitne çıkaran münafıklar, onun yanından ayrıldıktan sonra yeni bir mescid kurmuş, yani sözde Müslüman görünmeye devam etmişlerdir. Oysa bu kurdukları mescidin tek amacı, Resule ve müminlere karşı düşmanlık yapabilmektir. Kuran'da, bu kişilerin durumu şöyle açıklanmıştır:
"Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever.
Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. 
Onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 107-110)
Ayetlerde de dikkat çekildiği gibi, münafıkların kurduğu mescidin amacı, müminlere zarar vermek ve müminlere karşı savaşanlarla işbirliği yapmaktır. Her ne kadar bu mescidi kuran münafıklar, "biz iyilikten başka bir şey istemedik" deseler de gerçek amaçları budur. İki mescidi ayıran en önemli fark ise, müminlerinkinin "takva", yani Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurulmuş olmasıdır. Heva ve müminlere düşmanlık üzerine kurulan münafıkların mescidi ise, ayetteki ifadeyle, cehenneme yuvarlanacak bir yarın kenarındadır. Münafıklar ahirette cehennemin en alt tabakasına yollanacaklardır.